/c .lai^f^c^».^»'^ /^' (..^'i---^ ^^. »^,-r c, ».,.<« ü1.- •.^...,.^ • • .'.:'-••. ••'•.    '•'•.•»

II^ÖKUMA'PARÇASr'-^'^^^^"''^ ^l(i" :;î^•'l'<: • ••'-"•••^ : •;"''- • •' •

• ^^..' . •"

'S HAYATTA EN HAK t Kİ MÜRSlT »LlMDlR PRENSİBİ

,..•(.. insanoğlu için gerçek hayat, ilim ve irfanla mümkün olacağından öğrenip. öğ­retmeyi ihmal edenler, hayatî görevlerim yerine getirmemiş olurlar. Zira insanın ya-ratıhşının gayesi, görüp bilmek ve öğrendiklerim baskalanna bildirmektir. :„     Bir ferdin isabetli karartan, onun akıl ve mantıkla münasebeti nispetindedir. Akıl ve mantık ise, ilim ve marifetle aydınlığa kavuşur, kemale erer. Onun içindir ki ilim ve marifetin olmadığı bir yerde, akıl atıl (hedefsiz, işsiz, boş), mantık aldatıcı, kararlar da isabetsizdir.

Bir insanın insanlığı, Öğrenip öğretmek ve başkalarım aydınlatmakla belli olur. Bilmediği halde öğrenmeyi düşünmeyen, öğrendikleriyle kendini yenileyip baskala-. nna da örnek olmayan, şeklen insan görünse bile, insanlıktan çok uzaktır. •;^!/; ilmi öğrenmekten maksat, bilginin insanoğluna mürşit ve rehber olması ve öğ­renilen şeylerle, insanî olgunluğa giden yolların aydınlatılmasıdır. Buna göre ruha mal edilmemiş bir ilim, sahibinin sırtında bir yük; insanı yüce hedeflere yöneltmeyen ^marifet de bir aldanım ş ilktir. " Yunus ne güzel demiş:

•'•"•''îlim ilim bilmektir,                    , tlim kendin bilmektir,                 '   , Sen kendini bilmezsen, Ya nice okumaktır." ..    .Şu Çin benzetmesi konuya ışık tutmaktadır.

Çok harika sanat incelikleriyle dolu, fakat karanlık bir hazineye giren adam, bir adım atsa, elim uzatsa pek çok değerli eşyayı kırar döker. Başım kımıldatsa inci ve mücevherlerle süslü avizeleri parçalayabilir. Fakat küçük bir mum ışığı rahat dolaş-masına ve eşyanın parlak yüzünü gönnesine imkan verecektir. Durumumuzun ben­zetmeden farkı yoktur. Inceliklerinden habersiz dolaştığımız esrarlı kainatın göz ka­maştıran güzelliklerim ilim ışığı ile görmeye; farkına varmadan üzerlerinden basıp geçtiğimiz gizli hikmetleri saklayan tabiatı, ilmin aydınlatıcı tayfları altında incele-meye imkan bulacağız.,             ...   , ı..,-..., ... ;.                   ı'-f

îlim adamı geniş düşüncelidir. Bulduğu verileri kullanarak yeni keşfedeceği şeylere kapı açar, ezbercilikten sıyrılır, sezgisiyle devreye girer. Görmediği halde Adams ve Leverier'in Neptün'ü keşfetmesi, Mendeliyefin periyodik cetveli bütün elementler bulunmadan evvel hazırlaması ve onun bulduğu özelliklere uygun olarak eksik olan elementlerin bulunup boş kalan yerlere yerleştirilmeleri gibi gelişmelerde .' ilim adamının sabit fikirli olmayışı faktörü daima önemli olmuştur.

^.    Fezadaki kürelerin seyir ve hareket prensiplerine dayanarak Adams ve Leverier . ;adh iki .bilgin, o ana kadar bilinmeyen bir gezegenin varlığım haber verip hesaplarla ^yörüngesin! ortaya koyuyorlar. Hiç kimse "Görünmeyen şeyin varlığım nasıl iddia ^..ediyorsunuz?" demiyor. Bilakis Berlin Rasathanesi bu iki bilginin sözüne bakarak .1846 senesinin Eylül ayının bir gecesinde teleskobu bilginlerin işaret ettikleri tarafa doğru çevirerek gözellemeye başlıyor. Kısa bir zaman sonra da Güneş sisteminde adına Neptün dediğimiz gezegeni buluyorlar.


(.           "" ^ ^^^S^g^^

 

Mendeliyef elementlerin kimyasal özelliklerim belirleyen bircçtvel yapnuç':vcy:

buna periyodik cetvel adım vermişti. O zamanlar bütün eiemenflerlccşfcdümemiş ol-duğundan cetveldeki hanelerin hepsi dolu değildi. Bir kısmı boş duruyordu.' Halbuki^ bu cetvel bu haliyle bütün elementlerin kimyasal özelliklerim rakamlarla ve belli de­ğerlerle açıkça ortaya koyuyordu. Daha sonra keşfedı enler, aynen^Mcpdçlıvef in. r bulduklanna uygun olarak ortaya çıktı. Hiç kimse bilgi •: "Nereden biliyorsun, elc- . menti bulmadan, görmeden özelliklerim nasıl belirtebi örsün, böyle^saçmahlc olur l mu?" demedi.                            ":' •• ' •    •••i^ "•^ î^'^^A

Bilim adamı basmakalıp insan değildir. O herkesL  ^rine basıp geçtiği şeyler­den ipucu çıkarır. Geniş düşüncelidir. Siyahı anlatırken beyazla ilişki kurar. Olayları bir yerine beş duyusuyla takip eder. Görünen şeyleri^rıaıeryal olarak kullanarak gö­remediği, tutamadığı varlıklar hakkında sonuçlar elde eücr. Üim adamı elektronla il­gilenmek için onu görmeyi beklememiştir. Duyu organlanmızın fark edilebildiği aralık çok sınırlıdır. Çözümüz ancak 0,4 - 0,7 mikron arasındaki dalga boylanna sahip ışınları görür. Kulağımız 16 ile 20.000 arasındaki frekansla sesleri duyabilir. Bu aralık, sınırın dışında kalan varlıkları kavrama konusunda kıymetli bir anahtardır. Duyu or-ganlanmızla farketsek de, farkedemesek de tabiat ve tabiattaki değişiklikler sonsuz bir ilmin mevcudiyetim fısıldamaktadır.       \         .   ,-     .-

îyi bir mürşit, öğrencisinin seviyesine göre bilgi verir. Yeni bilgiler edinmesi için merak duygusunu tahrik eder. Ders verdiği konulan basitten "zora doğru sıraya ko­yar.                        •—  -!,;.î^^^i(;^J/•-î^^;î)<.^;<:^^;^'î^uJb}(^^?JV —-•

Aramak, bulmak, bilmek, ilmin ışığıyla yolunu, ht efini bulan, insan; sımrh du-yulanyla sonsuz ilmin talim ve terbiyesi elinde yetiştin. . ,^ , ;,.. ,.^,^ ^^^ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.             ,      ;::,    ^';,::^ •;>. ":,[.,

,,1 ••<•.,  -  •——••       ^ .-.:.• '\^W^W}C     •

.  ,'••,,('./;>;..l.••.•';'     ^.(i-" ••.^^•^(^nö o'-»nl ••' .... :...•' •.-•^•t:    : .yL .^î.^.r.u^i^    '• •': .;•'••/. f'. :     r.-r1'- -.î- ^n^--' r^:'^ ,";

ıad Kamil, Ankara, 1994.

..  :. ,      . :;.: .î.,/;;•:/      •> ;;^.'.t-; s».U»^4is^(;<:/\


liÖl.ÜM 2 • MADOLLl.KIN AYRIl.MASI

OKUMA PARÇASİ

AKILCILIĞIN TEMELİ ISİLİM VE TEKNOLOJİDİR

Atatürkçülükte, akılcılıkın ve akılcı düşüncenin temel taşları bilim ve tekno­lojidir. Bilimsellik; devlet ve toplum hayatında, kişisel hayatta, bilimi öğrenme, değerlendirme ve uygulama demektir. Bilimsellik; olaylara bilimsel esaslara göre bakmayı, gerçeği bilimsel yöntemlerle araştırarak bulmayı, bundan sonuç­lar çıkarmayı, sonuçların tespit ve çözülmesinde, gerçeklerin anlaşılmasmda, bilimin gösterdiklerim egemen kılmayı esas alır.

Atatürkçülük; ilerlemenin temeli olan çağdaş bilim ve teknik esaslannın her alanda rehber kabul edilmesin! gerektirir. Bilim ve teknolojide ileri olmak, her türlü mücadelede başarılı olmanın başlıca koşuludur. Bu amaçla, bütün faali­yetler bilim ve teknoloji temeline oturtulmalı, bilim ve teknolojinin hudutları daima genişletilmelidir.

Atatürk; "İlim tercüme ile olmaz, inceleme ile olur." diyerek bizi temel kay­naklardan faydalanmaya, araştırmaya bilim ve teknolojinin sınırlarım genişlet-meye yöneltmiştir. Matla; "Bu millete gideceği yolu gösterirken, dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden ıs tadı" edelim." diyerek akılcı­lığın temelinde bilim ve teknolojinin yattığım işaret etmek istemiştir.

(Sadeleştirilmiştir) Atatürkçülük (Üçüncü Kitap), Millî Eğitim Basım Evi, istanbul, 1984

70


a m ficidir i ne


nÖLl'ÎM 4 • M/^DDEN/N-Y/^Sf -

OKUMA PARÇASİ

ATATÜRK VE UYGARLIK       

Batı uygarlığının apaçık bir üstünlüğünün; teknolojisiyle, cndüstrisiyle, su yüzüne çıktığı besbelliydi. Batı teknolojisini yurdumuza aktarmak için özellik­le on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında büyük gayretler sarf ettik. Fakat bunda başarısızlığa uğrandı. Bu başarısızlığın birçok nedenleri ve sebepleri vardı. Fakat her halde, en temel etmen, veya amil. Batı endüstrisinin mütemadi bir dönüşme içinde bulunmasıydı. Bunun ise temelinde, büyük ölçüde, arı bilimin beklenmedik ve baş döndürücü keşifleri yatmaktaydı. Batı sanayii artık büyük ölçüde temel bilimlere dayanmakta, saf veya arı bilim alanlarında yapılan yoğun araştırmalardan gücünü almaktaydı.

Bilimsiz endüstrinin, sınaî faaliyetin ve daha genel olarak, bilime dayanma­yan uygarlığın Batı ile yarışmada etkili olamayacağı, Batı'ya ayak uydurma ça­balarım başarıya ulaştırmaktan uzak kalacağı, şüphe götürmez bir gerçektir. Bu gerçeğin açık seçik bir biçimde kavranması aşamasına bizde Atatürk'le ula­şıldığım söyleyebiliriz. Bunun için ise bilimsel araştırma faaliyetinin Bah dün­yasıyla atbaşı yürütülmesi idealinin noksansız biçimde benimsenmesine ihti­yaç vardır. İşte, bilime genel anlamda verilen büyük önem yanında, böyle bir ülküyü ve böyle bir ülküye bağlanma zorunluluğu fikrini Atatürk'te açık ve kesin bir biçimde görmekteyiz.

1923 yılı Ocak ayının son haftasmda Alaşehir'de halka hitaben yaptığı bir konuşmada Yunan işgali günlerinden söz ettikten sonra Atatürk şunları söylü­yor:

"Arkadaşlar, bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zaferler süngü zaferleri değil, iktisat ve ilim ve irfan zaferleri olacaktır. Or-dumuzun şimdiye kadar istihsal ettiği muzafferiyctlcr ınemleketimizi halas-i hakikîyc sevk ctıniş sayılamaz. Bu zaferler ancak müstakbel zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Muzafferiyat-i askeriycmizle mağrur olma-yalım. Yeni ilim ve iktisat zafcrlerine hazırlanalım."


l Okuma Parçası                                       ,          .' ,,^.' U>î{ ,^'

BİLİMSEL GELİŞMELER    ^^^a.

. ,;'.•'• ">   ' - '^ ': ^••v^•^'l)^.^^.•-• ;•

Günümüzde bilimsel gelişmeler, görülmedik bir tuz ve^seviyeye, ulaştı. Ça-ğımız sürprizler çağı h&line geldi. Diyebiliriz ki, son yıllarda ilmin ınsanlara armağan ettiği yeni buluş ve keşifler önceki devirle re ait bütımbuluş.ve keşif­lerden daha fazla olmuştur. Mikro alemden makro aleme kadar "çok geniş bir sahada gün geçmiyor ki yeni yeni şeyler ortaya atılmasın ve varlığa ait bir yığın meçhul ve karanlık nokta aydınlığa kavuşturulmasın.  , , •   ,. - • .-t'

Atomlar aleminden canlılar alemine, teknoloji ve elektronikten lazere kadar sayısız keşif ve tespitlerin hemen hergün gazete ve dergiler vasıtasıyla dünyanın dört bir bucağına yayıldığım duyuyor; ya seviniyor veya korku ve pa­niğe kapılıyoruz.     '             ^                  . .,    < r   ; ,'

Bu hız ve tempo ile gelişen ilim ve teknolojinin çok yakın bir gelecekte top-yekün kanaat, düşünce ve ilim anlayışına etki edebilecek yeni keşifler ortaya koyacağı da gözden uzak tutulmamalıdır. Dönüp yakın geçmişimize baktığımız zaman dünden bugüne çok şeyin değişmiş olduğunu'görürüz.'Daha dün her­kesçe değişmezliği kabul edilen teoriler bugün tarihi birer teori haline geldiler.

Bugün ise artık madde kadar madde ötesi şeylerin de kendilerine has çiz­gide araştırıcının perspektifıne girdiğim görüyoruz., Öyle^anlaşılıy.or, ki, ı y akın bir gelecekte madde kadar anti-madde, atom kadar anti-atom bilim adam-lannın araştırma konuşu haline gelecek kimyanın ele* alındığı her yerde meta-kimyadan da bahsedilecektir.        ;.u».^^<^.    ;:ı'< ^t< •'•-îin^-^l (b

Atatürk, her türlü bilimsel faaliyette önde olan ülke,, durummuş enJasa za-manda kazanmamızı ve bilimin insan yaşamıdaki etkin rolünü Kurtuluş sa-vaşımızın sona ermesi yıllanndan başlay arak her vesile ile tekrarlamıştır. Her türlü bilimsel gelişmenin yurdumuzda uygulamay a'sokulmasın! "^istemiş, bir kısmım da kendisi uygulamıştır. Atatürk'ün bu konuya verdiği önemi/^^Ekim 1922'de Bursada yapmış olduğu konuşma açık olarak ortaya koymaktadır. Bu konuşmanın bir bölümünde sadeleştirilmiş Türkçe şekliyle^ Atatürk,'şöyle söy­lemiştir:     . „   ,          . ..; . .^., ^; ,^ ^•^ '•,0p,i.^.'^,o-

"Yurdumuzun en bayındır, en göz alıcı, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sim nedir, bilir misiniz? Orduların sevk ve idaresinde bilim ve fen ilkelerinin klavuz edilmesindedir. Milletimizin siyasî ve içtimaî hayatı ile ulusumuzun bilimsel eğitiminde de yol göstericimiz bilim ve fen olacaktır."           .   '   ;.,'   L^1:

KİMYASAL REAKSİYONLARDA DENGE                                 85


,\Jkuma Parçası


 


''"Memleket için kaçınılmaz olan sanayiin kurulması bitmedikçe, her yön­den kalp huzuru duymamıza imkan yoktur. Bu sebeple, memleketin sanayie ait donanımım tamamlamak için, bütün gayret ve dikkatiniz! çekmeyi yerinde buluyorum. " diyen Atatürk, millet açısından bilim ve teknolojinin önemin! or-taya koymuştur. Bilim ve teknolojinin verilerinden yararlanmak için akılcılık ön planda tutulmalıdır.

"Endüstrileşmek, en büyük millî davalarımız arasında yer almaktadır. Ça-lışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük küçük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz. En başta vatan mü-dafaası olmak üzere, mahsullerimizi kıymetlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve müreffeh Türkiye idealine ulaşabilmek için, bu bir zarurettir. " ve-cizesinde ifade edilen düşünceye uymak için memleketimizin, Atatürk'ün bu sözlerinin İşığında hızla sanayi ve teknolojide ilerlemesi ve insanımızın çok ça-lışıp çaba harcaması gerekmektedir.

ilim, insanın kendi aklım kullanarak, gerçekleri görmesi ve eşyanın ma­hiyetim kavrayarak ifade ettikleri manayı bulmasıdır.

ilmin ne olduğunu kavramak için cehaletin ne olduğunu anlamakta fayda vardır. Zira eşya zıttı ile bilinir. Mutlak cehaheleti, topluluk halinde yaşayan insanlarda düşünmek mümkün değildir; okuması, yazması olmasa bile bir gör-güsü, bir irfanı vardır. Anadolu'da böyle nice insanlar bulunur. Esas cehalet, yan cahil diyebileceğimiz; bir tahsili olan fakat gerçek aydın olamamış in­sanlar için söz konusudur. Bir düşünürümüz insanları şöyle sıralıyor.

1) Bir insan vardır ki bilmez.

2) Bir insan vardır ki bilmez, bilmediğim bilir.

3) Bir insan vardır ki bilmediğim de bilmez.

4) Bir insan vardır ki bilmez, bilmediğim de bilmez; üstelik kendisin! bilir zanneder.

işte en tehlikelisi bu 4. gruptakilerdir. Nice okumuşlar vardır ki, öğren­dikleri yarım yamalak bilgilerle herşeyi biliyor iddiası ile ortaya çıkarlar. Hem kendileri yanılırlar, hem dr milleti yanıltırlar. Böyle yan münevverlerin ye-tişmesinin sebepleri arası r da ezberci insan yetiştirme hususu önemli rol oy­namaktadır. Derslerde, nehirlerin kilometre olarak uzunluklannın, metre ola-rak en yüksek tepelerin  /üksekliklerinin ve antlaşmalann maddelerinin ezberletilmesi; Ingilizler'in, Hindistan'da bir zamanlar Hintliler'e trigonometri cetvellerim ezberletmelerin e benziyor. Yorum yapmak kabiliyetinden yoksun, kendi özel şartlannı tartamayan ve değerlendiremeyen bu yan aydınlann ta­klitçi olmalan kaçınılmaz bir sonuçtur. Taklitçi insan çok komik durumlara düşeceği gibi kendi ülkesinm problemlerine çare bulması da mümkün değildir. ikinci Dünya Savaşı'na gin 'ı iş bir Japonya'nın, bir Almanya'nın bugünkü eriş­tikleri seviye, kendimize bakınca düşündürücüdür.

kendileri yanılırlar, hem c tişmesinin sebepleri arası Hamaktadır. Derslerde, ne rak en yüksek tepelerin

Yan aydın, aynı zamanda dar açılıdır. Olaylara çok dar bir açıdan bakar.


ilimleri saacçe materyalist bir gözlükle değerlendiren gayet f bağnaz bu" tür •' insanlarla insanlık ve ilim dünyası bugün tıkanmıştır. Gerçek aydın kişi, geniş açılı olarak herşeyi incelemeli ve okumalıdır. Din ilimleri kadar yabancı dili , sosyal ilimler kadar fen ilimlerim bilmeli, doğuyu okuduğu kadar batıyı, ku­zeyi bildiği kadar da güneyi bilmelidir. Gazali'yi , Mevlana'yı okuduğu gibi Nietscheyi okumalı, îbni Sina'yı okuduğu gibi Kant'ı okumalıdır. Dos-tayevski'yi okuduğu kadar Anadolu'nun gerçeklerinden haberdar olmalıdır.

Öyle ise, kalp ve akıl bütünlüğü gerçekleştirilmelidir. Herşey geniş bir açı­dan değerlendirilmeli, bütün tabu ve yasaklar kaldırılmalı, insanımızm öz­gürce, hür ifadesi ile araştırması, okuması, düşünmesi ve bütün gerçeklere ulaşması sağlanmalıdır. Ezbercilikten ve taklitçilikten uzak kendi aldım ku­llanabilen analiz-sentez ve yorum yapabilen ve gerçeği bulmak için kalp ve kafa sancısı çeken insanlar yetiştirilmelidir, işte o zaman cehaletin karanlık bulutları dağılacak ve ilim hayatta hakiki mürşit olacaktır.


J^/f/9 r   y^ ?<  ^•^f ^ - z_

^na Parçası             ' / ";< '••"•'

^^<^——-.--

i-  .^akılcılığın TEMEL*: BlLlM VE TEKNOLOJİ

,^^|Teknoloji, bilimin insanlığın hizmetine sunulmuş şeklidir, însan, bilim v< teknoloji ile iç içedir. insan, toplum halinde yaşamaya, iş bölümü yapmay< muhtaçtır. Üzerimize giydiğimiz pamuklu kumaş, birçok kişinin emeğinin ol düğü teknolojik bir üründür. Pamuk ekilirken, büyürken, kaldırılırken, fab rikaya taşımrken, kumaş olarak dokunurken, konfeksiyon haline getirilirken kullanılan makine, alet ve cihazlar, teknolojinin ürünüdür. Günlük hayattc içice olduğumuz teknolojinin ürünlerinden bazılarım şöyle sıralayabiliriz : Oto büs, uçak, buz dolabı, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge, traş makinesi radyo, televizyon, telefon, fabrikalar, apartmanlar, asansör, ısı-ışık kaynakları bilgisayar, lazer vb.

Bir yandan bizden önceki insanların gayretiyle bize kadar ulaşan teknığir imkanlanndan faydalanıyoruz; diğer taraftan yeni buluşlar yapmak ve bunlar insanlığın hizmetine sunmak için gayret sarfediyoruz.

Bilimsiz teknoloji düşünülemez. Bu sebeple bilimsel noksanlıkarımız biran önce gidererek gelişmiş ülkelerin bilim ve teknolojisini almalıyız. Ül kemiz! çağdaş medeniyet şev vesine çıkararak, çağın teknolojisinde adı anılu hale getirmek başta gelen amacımız olmalıdır. Bu konuda maddî-manevi hiçbi] fedakarlığı esirgemeden, üretici olup, zamanımızı çok iyi değerlendirerek bran şıımzla ilgili tüm bilgileri ileri seviyede elde ederek, iş bölümü ve ih tisaslaşmaya gereken önemi vermeliyiz.

Günümüzde hızla ilerlediğim gözlediğimiz bilim ve teknolojiye yetişmek onu geçmek, bilim ve tekniği elinde bulunduran birinci ülke durumuna gelmel-için saydığımız konularda en ufak bir ihmal göstermemeliyiz. Gereği gibi dav ranabilirsek, yakın bir gelecekte bilimsel çalışmalarda bizim msammızın ses dünya çapında duyulacaktır. Zaten şimdiden duyulmaya başlamıştır da. Bilirr ve teknoloji insanın hizmetindedir, ondan korkmak için ciddi hiçbir sebep d( mevcut değildir. Tehlike bilimsellikte ve bilime göre dünya kurmada değil; teh like, şuursuzlukta ve sorumluluk yüklenmeden kaçınmakta, bilim ve tek nolojiyi kötüye kullanmaktadır.

Bilim ve teknolojiye yalnız maddî refah ve rahatımız için alaka duymamış ve sadece yaşadığımız çağı düşünerek kullanmamız yanlıştır.

Gerçek manada bilim ve teknolojiden istifade ederken bizden sonrakilen güzel bir dünya bırakmak; insanların iç dünyalarım ihmal etmemek de he defler arasmda olmalıdır. Aksi takdirde dünyayı mezbele haline getirip, ruh ve gönül dünyamızı maddenin katı duvarları arasına hapsedip, herşeyi tek nolojiden ibaret görme yanlışlığına düşebiliriz.


\ .•„     ^^•^'^•'••:s' ^(î^^

l    Atatürk'e göre, ileri kültür ve ileri uygarlığı oluşturan temel Öğe' akıl ahğın^ temeli olan bilim ve teknolojidir, ^ünu,'onun'çeşitlil öz1'deyişîermd 5'gör­mekteyiz.   -              ••.,   •••^; ,•^r--,-^<\C .•>:)<;• .-q^-^;^y^3^

30 Ağustos 1924 yılında Dumlupmar da yaptığı konuşmada Atatürk söyle diyordu:                      ^/           .•'.;••.; '.'••»'.,'; (J^S.'f^^u''/

|    Medeniyet yolunda muvaffakiyet yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegane olgunlaşma ve ilerleme yolu budur.                                          ,.   ... . ,..   •    /

iftMVA<;AÎ PFA^<»^^" "^în HIZLARI


Okuma Parçacı

.^:.-/:. »j .«•,;ın^

BlLlM VE TEKNOLOJİYİ UYGUIJ^KEN^GÖZ^^ ^^ ÖNÜNDE BULUNDURULACAK '^S/^L^^

'        ' •- ^ >' .' '., '^ '\\'.İJ;fi^ü v^iı.^b

insanoğlu için gerçek hayat, ilim ve irfanla kabil olacağından^Öğremp^öğ-retmeyi ihmal edenler, yaşamlanm sürdürseler bile ' ölü sayılırla^;^'Zi^a, insa­nın yaratılışının gayesi, görüp bilmek ve öğrendiklerim başkalarma' bildirmek­ten ibarettir,                                                     ''î"

Bir ferdin tedbir ve isabetli karartan, onun akıl ve mantıkla münasebeti nispetindedir. Akıl ve mantık ise, ilim ve marifetle aydınlığa kavuşur ve ke-male erer. Onun içindir ki, ilim ve marifetin olmadığı bir eyerde, akıl'atıl, mantık aldatıcı, kararlar da isabetsizdir.          '"         -,;••....'•.

Bir insanın insanlığı, öğrenip öğretmek ve ba.^alr^nı aydınlatmakla belli olur ve ortaya çıkar. Bilmediği halde öğrenmeyi düşünmeyen; öğrendikleriyle kendini yenileyip başkalarma da örnek olmayan, sureta insan görünse bile, dü­şündürücüdür!                             •     ; ;.î\ ^^(-.fL^.;,';-/^L-

Öğrenip öğretilecek şeyler, insanın mahiyetim, kainatın sırlarım keşfe^yö-nelik olmalıdır. Benlik sırlanna ışık tutmayan, mekandaki karanlık noktaları ve tıkanıklıkları açıp aydmlatmayan ilim, ilim değildir.<^'' ^ u r; i •^)

ilim ve marifetle elde edilen mevki ve paye, başka yollarla'elde edilen'ma-kamlardan daha yüksek ve daha uzun ömürlüdür. Zira ilim, sahibim, dünyada fenalıklardan uzak ve faziletli; öbür alemde de irf anıyla aydınlattığı makamla­rın temaşasıyla mest ve mutlu kılar.              • c ••.--,   .;;:'/-:ı •'.,:-

Her anne ve baba, çocuklannm kafaları gereksiz şeylerle işgal edilmezden önce, onları ilim ve irfanla doyurmalıdırlar. Çünkü, hakikat adına^boş gönüller ve marifetten mahrum ruhlar, her türlü fena düşüncenin serpilip gelişmesme müsait birer tarla hükmündedirler. Önceden kim onlara^sahıp^çıkar ye tohum saçarsa, ona teslim olur ve onu aksettirirler.           ',   ; ,     ,

ilim öğrenmekten maksat, bilginin insanoğluna mürşit ye rehber olması ve öğrenilen şeylerle, insanî olgunluğa giden yollann'aydınhğa kavuşturulma­sıdır. Bu nedenle, ruha sindirilmemiş bir ilim, sahibinin sırtında bir yük; insa­nı ulvî hedeflere yöneltmeyen marifet de bir aldanmışhktır.   .

"ilim, ilim bilmektir, ilim kendiri bilmektir;

Sen kendini bilmezsen, Ya nice okumaktır."

Hedef ve maksadı belirlenmiş bir ilim, sahibi için, sonsuza kadar devam edecek bir bereket vesilesi ve tükenmez bir hazinedir. Bu hazineye malik olan­lar, yaşadıkları sürece ve ondan sonra, bir tatlı su kaynağı gibi daima ziyaret edilir ve hayra vesile olurlar. Gönüllere şüphe ve tereddüt atan ve ruhları ka­rartan, hedefi belirlenmemiş boş teoriler ise, ümitsiz ve bulanık ruhların, etra-fında uçuşup durduğu bir pislik yığını ve azap vesilesidir.

MADDENİN yoğun FAZLARI                                .-„.-., ^.^5


y<^ r ^r - ^^ y/} - i

Okuma Parçasr;

ilim^i-hayai^^                        mutluluğu bilimle ha^ satımı ^ISaSfl^İl^m^                                                doî t olm

@^ ^telüü^eJden ue gelse bilim adamı her zaman saygı görür, ağırlanır. »    însangbılimle                 çamaşır makinesi, otobüs, bilgisayar git i faydalandığımız çoğu şeyler teknolojinin ürünüdür. Günümüzün önemi l tekne löjık|ürünlerini saydığımızda görürüz ki, tekniğin bu ürünleri bilimi] ı inşa

n^yatmdaki yerini açık olarak ortaya koyar.

. t^^^^'ii^/.''*^^'.' •"•,••" *••* •'•<    "    "

g^Insanoğlu,^etrafındaki? düzenlilikleri aklı ile sezip kavrar, değeri mdiri:

SüreklıJyiMiı şeyler; öğreniri Diğer varlıklardan insanı ayıran en büyük özellf dejbudur^Amams^          bu çahşmalanna rağmen bazı noktalaıda aç IrfllTnıgey^flnnnr.fl yflrflmflm^Htır. Bu noktada bilim adamı, ümitsizliğe düşm denJîçahşmalannı fedak&rlikye sabır içinde sürdürmelidir. Çoğu keşif ve ica lann^deyamh deneylerle uğraçirken bildikleri şeylerin bilmediklerinin yamı da çok^az olduğunu kabul eden, sabırla çalışan insanlara nasip olduğu nnutu mamahdır. 'Zaten insan hayatinin devamı için, k&inatta canlı - cansız herş( en uygun şekildedir, insan, aklı ile bunları keşfeder. Havada oksijen oraı yüzde^l'dir. ilim-adamı bu oranı çalışmalarıyla bulduğu gibi gözlem dem yoluyla insanoğlu da duyu organlarım ve aklım kullanarak günümüze kadî çok meseleleri keşfetmiştir. Bu şekilde çeşitli dallarıyla bilimler doğmuş tur. İo^^ Netice olarak bilim , insana mantıklı düşünmeyi ve isabetli karar vsrme öğretir. Hedefi belirlenmiş bilim, insan için en büyük hazinedir. Hedefi beli lenmemiş bilimin ise insan için gelecekte ne gibi problemler hazırlayacağı be değildir, ^'t^î^ ^*».:^.^' ..».» ^..^'^^•'^i;^  ;''•.;•' . ' ";',". -,'          •   \: '

^^JAtatürk^^Dünya milletlerinin^'mutluluğuna çalışmak, diğer bir yönily kendi^huzuruĞ^mutlulüğumuzu temine çalışmaktır^ vecizesiyle ve "Bir mili

yolunda yeri yoktur,' sözüyle bilimin insan hayatındaki yeri ve önemim qçık

B.^.'    l'\.t<'. .'.'„. '"„,.. ' '.' , '' ''•• •;"-• , . •.  •        .   •     [

'••'     la - •«.•(•.•"...--...-...;.-^      ..••    .   l  ' •   •   ' 'ı   '\;!''.' •" •'; '    ' ••   •'••'"' '••"•   '        ;''•,....'•"•'      •     •   '   -  •••       '          '               '           •           '

y^lnsan,^aklı^                             gereği çahşmak, ilim tah;

/etoıe^tir;'Bilimsiz hayat düşünülemez, insangörecek, okuyacak, sezecek ve c renecektir^öğrendiktenîsonr^                                     ?alıç ca^üP^Maddîlref^                                       unutuh aan] hd^lBiumirfinsanİhayatmdaki öhemini kavrayan ^ ülkeler ileriemişler, savı

.'  ,' •^•^G^'f!^''»y'''vi^j-    "•-.•• .:.'   ,'•.?•••   •••••• <».•   '.•    .•..••.' .•     • ••••    ..•;            •••••• ••\          •    •.;.'      '••  .    •           "'       -

yMnayanifülkeler^se geri^kalnuşlardır. Bilimin^ hedefi i çok iyi belirlenir elid Hedefi belirlenmiş^bilimin'yolunda çahşsm insanların kıymetleri toplum için çol^ükfleyrî^                                               (Nivtu Einstein^rnştayn),^James Jean Paul (Ceyms Jin Poul), Cfibir, îbn-i Süıa, I iTim^Rllzi^bi^bilim adamları kalplerde yer etmişlerdir. Sizin de onlardan b olmanıza hiçbir engel yoktur.                        -


Okuma Parçası

akılcılığın GERÇEKÇİLİK ve YAPICILIKLA

-   lUÇKlSl    . ,.J; :^ '^w;t^;^,,

Akıl... insanoğluna yaradılışla birlikte bahşedilen en değerli varlık, milyonlarca yıldır sürekli işlenen tükenmez hazine....Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli hassamız olan akıl sayesinde, önumüze serilmiş binlerce nesne ve olay arasında tercih yapma yetki, yeterlilik ve ayncahğına sahip bulunmaktayız, insanlık, bugünkü refah dusseyine, akıl nimetim sürekli yararlı işlerde kullanmak suretiyle ulaşmıştır. '

insanın, eşya ve olayları incelerken akıl, mantık, bilimsellik've sağduyu ölçüleri içerisinde hareket etmesi gerekir. Bu davranış şekline akılcılık diyoruz, ilmî çalışmalarda akılcılık ise, bugüne kadar ortaya konmuş ve ispat edilmiş gerçekleri kabul etmektir. Ayrıca yeni araç - gereç, yöntem, gözlem, denek ve deneylerle mevcut seviyeyi daha da ileri götürme cabası içinde olmaktır.                             <;           •  . l   <". .  •• : '

Akılcılığın gerçekçilikle çok yakın ilişkisi .vardır. Akıl,, gerçekleri.merak eder; gerçekleri araştırmak, bulmak ve öğrenmek için' organlarumzrharekete geçirir. Çevremizi saran, sayısız kanun,1'kural ve prensiplerle'işleyıp1 duran varlıkların gizledikleri sonsuz bilgileri öğrenmek, insanoğlunun önü'alınmaz merakı olmuştur. Bu merakı, güçlü seziş, hayal ve taşanlarla besleyen ufku geniş bilim adamları, eşya ve olayları incelerken realist olma;'-varlıkları duyma, görme ve onlara dokunma yoluyla hissetme yolunu seçerek, çalıştıkları ilim alamna ait teori, formül ve kanunlar ortaya koymuşlardır. •», ^r, ^ ^}

Akılcı yaklaşımı benimseyen bilim adamı, yapıcı ve tek&müle açık olmalıdır, ilim tarihi göstermiştir ki, gelinen ilmî seviyeyi, insanoğlunun ulaşabileceği en son nokta olarak görmek ve göstermek büyük hatadır.^ Böyle bir davranış, akıl cevherinin kapasitesin! sınırlayacağı gibi birbiri içine girmiş sınırsız kanun ve prensiplerle şaşmaz bir düzen ve ahenk içerisinde akıp giden tabiat ve kainat gemisinin, öğrenilmeyi ve araştırılmayı bekleyen sayısız bilgilerim yok saymak ve baş döndürücü bir hızla ortaya konan gelişmelerin önünü tıkamak olacaktır. O halde bilim adamı, elde ettiği sonuçla, ortaya. koyduğu buluşla yetinmeyecek ve her ulaşılan noktanın bir^: adım F daha ilerisinde çok daha başka, ilginç ve şaşırtıcı bilimsel gerçekler olduğunu-daima aklında tutacaktır. Nitekim 'Neıvton çekim feorisi" nin yetersizliğim, alanı daha geniş olan Einstein çok iyi görmüş olmalıdır ki, uzun çalışmaların , neticesinde "genel rölativite teorisi" ni ortaya koymayı başarmıştır.          ;

Kısaca, insanlığın istenilen düzeyde gelişmesi, bilimde aklı ve akılcılığı ön j planda tutarak mevcut bilimsel gerçeklerin İşığında kainatın açığa çıkarılmayı bekleyen sırlarım araştırma, inceleme ve keşfetmesi sayesinde olacaktır. Bilim adamlanmız bu gerçekten hareketle çalıştıkları takdirde, geleceğimizin daha da parlak ve ümit verici güzelliklerle dolu olacağından emin olabiliriz.

Bu konuda insammıza ve özellikle de bilim adamlanna düşen görevi, Atatürk şu sözleriyle vurgulamaktadır: "Memleketimiz içinde, medenî fikirlerin ve çağdaş ilerlemenin bir an kaybetmeksizin yayılması ve gelişmesi lEizımdır. Bunun için bütün ilim ve fen erbabının bu hususta çalışmayı bir namus borcu bilmesi eerekir."                                            $"


OKUMAPARÇASI

Günümüzde ilmî gelişmeler görülmedik bir hız ve seviyeye ulaştı ve çağımız adeta bil sürprizler çağı haline geldi. Diyebiliriz ki; şu son çeyrek asırda bilimin insanoğluna armağaı ettiği yeni buluş ve keşifler, önceki devrelere ait bütün buluş ve keşiflerden daha fazla ol muştur. Gün geçmiyor ki mikro alemden makro aleme kadar çok geniş bir sahada, bir süri yeni yeni şeyler ortaya konmasın ve varlığa ait bir yığın meçhul ve karanlık noktalar aydınlığa kavuşturulmasın. Atomlar aleminden nebülolara, canlılar aleminden insan organlanna, tek­noloji ve elektronikten lazere kadar sayısız keşif ve tespitlerin hemen her gün, gazete ve dergiler vasıtasıyla dünyanın dört bir bucağına yayıldığım duyuyor, ya seviniyor veya korkı ve paniğe kapılıyoruz.

Bu hız ve tempo ile gelişen ilim ve teknolojinin, çok yakın bir gelecekte, topyekür kanaat, düşünce ve ilim anlayışına tesir edebilecek yeni keşifler ortay a koyacağı da gözder uzak tutulmamalıdır. Dönüp yakın geçmişimize baktığımız zaman, dünden bugünc, çok şe­yin değişmiş olduğunu görürüz. Daha dün, herkesçe değişmezliği kabul edilen Galileo(Ga-lilc)'nin "mekdn teldkkisi"', Newton(Nivton)'un "genel çekim kanunu" yerlerim "rölati-viun"e terk cdcrek bugün tarihî birer teori haline geldiler. Maddenin, her şeyin esası olma görüşü, bir hayli zamandan beri. herkesin kuşkuyla baktığı bir konu olmuştu. Bugün ise artık madde kadar, madde ötesi şeylerin de kendilerine has çizgide,, araştırıcının perspektifine girdiğim görüyoruz, öyle anlaşılıyor ki yakın bir gelecekte, madde kadar anti madde, atom kadar antl atom, ilim otoritclerimn müşterek araştırma konuşu haline gelecek ve fiziğin ele alındığı her yerde mutlaka, metafizikten de bahsedilecektir.

ilim, "duyu organlanmız"la kavranan nesnelerle meşgul olur. Bunun dışında kalan gerçekleri de dcncylcre dayamlarak elde edilen neticelerin ışığı altında "açıklamay a çalışır. Duyularla tespit edilememiş, doğruluğu ispatlanamamış bilgilere ise -bilimsel yollarla, ger­çek olduğu belirleneceği ana kadar- bünyesinde yer vermez. Mesela: Gözle gördüğümüz şeylerin özellikleri bir tarata, onların sabit birer hakikat olduğunda kimse tereddüt etmez. Keza; kulaklanmızla duyduğumuz, dokunarak hissettiğimiz ve diğer duyu organlanmızın sahasına giren eşya için de aynı şeyleri düşünebiliriz.. Duyu organlanmızla varlığım scze-mcdiğimiz "manyetik" ve "elektronik" alanların mevcudiyetim ise pusula ve benzeri aletlerle tespite çalışırız, ilim, bugün sahip bulunduğu alet ve vasıtalarla, ancak bu kadarım tespit edebilmekte, "elektrik", "manyetik" ve "kütle-çekim" sahalannın dışına çıkamamaktadır. Bu alanların mevcudiyet ve özelliklerim ispatlayacak alet ve vasıtalar keşfedildikçe, bunlar da ilmin araştırma konuşu içine girecektir.

Bu nedenle günümüzde, ilmin her şeyi kapsadığım ve gidip son hedefıne ulaştığım iddia etmek, hem büyük bir yanlışlık, hem de fennin ortaya koyduğu şeyleri görmcmezlikten gel­menin ifadesidir. Aslında bugün, ilmin ortaya koyduğu keşif ve buluşlara bakıldığında, bil-diklerimizin, bilmediklerîmizin yanında "hiç" denecek kadar az olduğu görülecektir. Bunun aksim iddia etmek, hem realitclere aykırı, hem de mevcutla yetinme gibi bir himmet zaafı ve ilme karşı sayılabilecek bir harekettir. Her devirde, ilmin ulaştığı noktaları, varılabilecek en son hedef sayanlar, böyle düşünmekle bilimsel araştırmaların yolunu tıkamış ve kültür ha­yatinin simasım karartmışlardır.                                             "\

FEN BİLİMLERİ 1


OKUMA PARÇASİ                       .    ; ı

' •>• :<o -n

HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR PRENSİBİ m

•  Mürşit, doğru yola götüren demektir. Kalp ve kafaları aydınlatan, insanlığın yalnız maddî refahım değil, manevî yönünü de düşünen ilim, mürçitlikıvasfma layıktır- Hedefi belli olmayan ilim, mürşitlik'bir kenara, insanları ve toplumları tehlike girdaplanna götüren bir kara deliktir.                                       '     ' ' ^ • '•  '        '•"•"

Onun için bizler, bugüne kadar öğrenip bildiklerimizin, yeni baştan kritiğe tabi tutul-masmı, eski bilgilenmizin, yeni keşiflerin ışığı altında tekrar cle alınmasını; hem^yanlışlan-mızın düzeltilmesi, hem de mevcut tıkanıklıkların açılması bakımmdan zarurî görmekteyiz.

Evet, yeniden sema ve yer yüzünün umumî durumları; birbirleriyle olan ilişkileri; gece ve gündüzün düzenli şekilde, art arda gelmesi; camı cansız varlıkların kendi dünyaları için­deki özellikleri; insan ve hayvan organizmasınm hareket, fonksiyon, hedef ve'gayeleri, ni­hayet toprak, su, bunların bileşimleri ve canlılarla olan ilişkileri mutlaka ele alınmalı ve modem metotlarla analize tabi tutulmalıdır. Ancak bu suretle; bilimsel araştırma usülüne (ilmi metodoloji) göre ispatlanamamış teoriler, yanlış tespitlerle brtaya konmuş kaideler yeni baştan gözden geçirilecek ve yanlışlar düzeltilmeye çalışılacaktır.

Bir ilim adamı için, usülüne göre araştırma yapmak, ilmin haysiyeüne saygılı olmanın ifadesidir, îlim yapıyorum diyerek, ispatlanamamış teorilerle, ilim yuvalarım meşgul edenler, hem yığınları aldatmış, hem de ilmin haysiyetiyle oynamış olurlar. En basit şekliyle bilimsel bir araştırmada usul şudur, önce konu belirlenerek, öğrenilmek istenen ^tfy^lk &eçflrüîarak ortay a konur; sonra o konuda, daha önce yapılmış araştırmaların neticeleri gözden geçirilir, daha sonra, toplanıp değerlendirilen bu bilgilerden elde edilen sonuçlar tespit edilir; yapılan bu deneylerle ortaya konan teorinin, doğru olup olmadığım tam tayin etmek için, bir düzine yeni denemclcrc girişilir; bu denemelerle, ortaya konan teorinin doğrulanmadığı, görülürse, yeniden başa dönülerek, daha başka araştırmalar yapılır; bilgiler toplanır ve eski yeni bilgiler biraraya getirilerek, bu bilgilerin ışığı altında tcoriyc yeni şekil verilir. Böylece,'deneylerle gerçek olduğu ortaya konan şeyler kaydedilir; sonra da sabit bir prensip h&linc getirilmek istenen bu gerçeğin, genelleştirilip genelleştirilemeyeceği araştırılır; genelleştirilebılecekse, onunla benzeri olaylar arasındaki ilişkiler değerlendirilcrek bütünlük temimne gidilir.

Modem metodolojinin de benimsediği bu araştırma yolu, bilimsel,tespitler içiuçbjekdf bir usuldür. Bu nedenle, böyle bir yolla araştırmaya gidilmeden, birşeyin;doğru,ye sabit ol-duğunu ileri sürmek ve ona ters gelen şeyleri de red ve inkSr. kesinlikle bilimsel değildir. Zan ve tahminlere bina edilcrek ortaya sürülen düşünceler, sadece birer teori ve bu teorilçre da-yamlarak elde edilen genel kaideler de birer aldatmacadır. Bu türlü zan ve tahminlerle bi* limsel gcrçcklere gidilemiycceği gibi; bunlara dayanılarak, gözlem veya sıhhatli haberlerle ispatlanmış hakikatlar da inkar edilemez.

252                                                                      FEN BİLİMLER! 1


OKÜMAPARÇASI        .îc..^^^:.,^"-^... •.'    • •-

AKILCILIĞIN GERÇEKÇİUKıyİsYAPia^

Akılcılığı esas alan ilim adamı peşin hükümlerden,* şahsî' görüşlerden uzak kalarak sa dcçes^f gerçeği elde etme yolunda hareket edecektir. Aksi takdirde peşin hükümlerle hareke edenlerin ilim adamı dahi olsalar getirecekleri bir yenilik yoktur. Bu durumu şu meşhu hikaye ile açıklayalım:

Skolastik görüşün h^kim olduğu dönemde bir öğrenci teleskopla Güneş'i incelerkeı üzerindeki lekeleri fark eder ve heyacanla durumu hocasma bildirir. Profösör.M Hayır olamaz teleskobun camı lelçeli: olabilir; silip tekrar, hakiniz." der.. Temizlik işleminden sonra tekra bakan öğrenci:

- Efendim yine Güneş'te lekeler görüyorum deyince, Profsör:

• "Mümkün değil gözleriniz! silip bakınız. "der. Gözlerim sildikten sonra bir daha bakaı öğrenci,                 . '                                 ^ "    - "Yine ^ynı lekeleri görüyorum cfendim. "der.

Bu dunmıkaı.şısmda- Rrofösör, gayet emin bir tavırla:

. . •,.rJ"Böyle birşey söz konuşu olamaz, zira skolastik görüşte böyle birşey yok. "der v< hiçbir araştırma lüzumunu görmeden bu ilmî gerçeği karanlığa gömer.

Devamlı bilgileri gözden geçirme, gözlem ve ,deneye değer verme yolu ile adım adın gerçeklerin aydın yüzüne doğru ilerleme, ilim adamınm hedefi olacaktır. Ayrıca fen ve teknil adma bir buluş yapılacağında, bunun kazandıracağı ile kaybettireceği şeyler arasında muka yeseler yapılmalıdır. Aksi takdirde yan tesirlennin zararı, tedavide sağlayacağı faydadan çöl olan bir ilaç gibi; insanlığı tabiattan, medeniyetten, hatta insanlıktan uzaklaştıracak olar tekniğin zararlı ürünleri, ileride bizleri dehşetlere düşürebilir. Onun için ilim adamı konulan faydacı ve yapıcı bir anlayışla yaklaşacak, insanlığı ön plana alacaktır.

Bilindiği gibi ilimler nazariyat (teorik), tatbikat ve hikemiyet olarak üç yönden ele alınır işte ilim adamı nazariyattan tatbikata geçiş amuda yukarıda belirttiğimiz incelikleri düşü nürken, üçüncü bir merhale olarak hikmetlere de dikkati çekecek; ilim ve fennin verilerin toplumun her kesimine mal etme, popüler hale getirme gayreti içerisinde bulunacaktır. Şöyh ki: Matamatik ve geometri teorik ilimlere misaldir. Mühendislik ise onun pratiğe tatbikidir ilim adamı üçüncü adımda kainatın bir ölçü ile yaratıldığım gözleyecek ve bu Ölçüden mani çıkaracaktır. Bu kavrayış ufku; insanı, meselelere daha derli toplu bakmaya, kainatı iç iç( sistemler halinde tek bir şişleme bağlamaya ve kainatın toptan bir elden idare edilen ahenk! bir bütünlükte düğümlendiğim anlamaya götürecektir. Atomun yapışı ile Güneş Sistemi'nir yapışı arasında işleyiş bakımından fark var mıdır?

Bir insan vücudundaki ortalama altmış trilyon hücreden tek bir hücrenin yapışı ile dü­zenli işleyen bir devletin yapışı arasında sistem bakımından ayrılık var mıdır?

Görüldüğü gibi bazen hikemiyat; nazariyat ve tatbikata basamak olur. Bu bakımdan bı üç durumu iç içe düşünmek gereklidir. Böylece; kainatı bir kitap gibi etüt etme, aralanndak jnce münasebetlenbulma, benzerlikleri keşfetme, böylece biyonik - biyoteknik ve sibemetil açıdan yeni buluşlara gitme, canlılar alemindeki ince ve harika tekniği günümüz medeniye-tine, insanlığın fayîiasm^ aktarma imkanları doğmuş olacaktır.

Atatürk de bu konuda insammıza ve bilim adamlanna düşen görevi şu veciz sözleriyle ifade etmiştir.

"Memleketimİ! içinde, medenî fikirlerin ve çağdaş ilerlemenin bir an kaybetmeksin yayılması ve gelifmesi lazımdır. Bunun için bütün ilim ve fen erbabının bu hususta çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir,"

FEN BİLİMLERİ 1


OKUMA PARÇASİ                      :.•          J İLMİN İNSAN HAYATİNDA YERİ VE ÖNEMİ ?? ; '^

. Yaşadığımız kainatta her şeyin bir ilmî ölçü içinde yerleştirildiğim, atomlardan yıldız-lara kadar bütün sistemlerde rastladığımız ahenkle anlıyoruz. Bitkilerin durumu da, belli bir plan ve ahengi sezdiriyor. Hayvanlarda ise, bir takım sırlı şevkler var. Biz bunlara nasıl \ isimler bulursak bulalım, mutlaka hayret ve hayranlık uyandıracak olaylarla karşılaşıyoruz. \\nlarm bal yapmasından futun da, yılan balıklannın kat ettikleri uzun mesafelerde ellerinde \dres ve pusula varmış gibi isabetle yol almalarma kadar her şeyde, bir ilim pınltısı sezil-

ektedir.                                                                 '

••<•''., ' insanlar ise; düşünmesiyle, konuşmasıyla, gülmesiyle, ağlamasıyla, maddesiyle, ru-:

Aı/yta bizzat kendisi başh basma bütün ilimlere konu olmuştur, işte insani dağda, taşta, crioAfda, yıldızda ve kendinde cisimleşmiş ilmi; aklı ile fark eden, yakaladığı incelikleri de­şer/erdirerek kademe kademe hep yeni şeyler öğrenen bir varlıktır. Bazı ilimler de insanoğ-(üicı Ui«mlar yoluyla gönderilmiştir. Bu yol ile ilim ve ilmî çalışmalar teşvik, edilmekte, bu io^oob yol gösterilmektedir, îlim adamı kendini ilme verdiği, konusuyla tam konsantre ol-d^tU W(/e pek çok olayda neticeye varamamış, mum tahtaya dayandığı Sırada; ya bir rastlantı

v^cr 6»v r^va imdadına yetişmiştir, işte bir örnek:             ^          >,

Jiu OJTfü başlannda öğrenci Nicls Bohr şöyle bir rüya gördü: Kendisi Güneş'in kızgın çoib/lı dolu merkezinde duruyor ve gezegenler ince ipliklerle bağlanmış halde Güneş'in etrafında dönüyorlardı. Her gezegen Bohr'un yakımndan geçerken bir de düdük çalıyordu. Sonra soğuyan gazlar katılaştı. Güneş ve gezegenler uzaklaşıp gittiler. Bohr uyandı. Bu rüya onu. Güneş Sistemi ile atomun yapışı arasmda bir benzerlik düşünmeye zorladı. Eksi yüklerin atomdaki yeri ve hareketleri konusundaki sır çözülmüştü. Ortada bir çekirdek ve etrafında dönen elektronlar... Böylece modem atom teorisi bir rüya ile başlamış oluyordu.'

Bilim ve teknolojinin temelinde; kendini ilme adamış,'kitapların arasmda kaybolan, laboratuarda sabahlayan, rüyalannda dahi formüllerle, kanunlarla uğraşan ilim adamı vardır. Teknoloji heyecanı her şeyden önce ilim adammın benliğmi.sarar. Bilim ve teknoloji ağacının kökünde çile vardır, yorgunluk vardır, göz nuru yardır. Meyveleri ise pek tadıdır. Dilerseniz birkaçım hatırlayalım.

Buz dolabı, çamaşır makinesi, traş makinesi, ütü, elektrikli süpürge, karıştırıcı, kurutma cihazı, fınn. asansör, hidrofor teşkilatı, dev apartmanlar, ısıtma-aydınlatma tesisatı, taşıtlar. giyim... Nasıl teknoloji ile iç içcyiz değil mi? Tanm sektöründe bile pek çok aşamada tek­nolojinin damgasını görmek mümkündür. Tohumun toprağa atılması. toprağın sürülmesi. sulama, ziraî ilaçlar, kurutma, ambalajlama, konserveler, kısaca topraktan sofraya kadar her safhada ağırlığım hissettiren fen ve tekonoloji git gide adımlarım büyütmektedir.

Asnmız dünya çapında bu dev gelişmeye. devletlerin amansız rekabetine sahnedir. Bu mücadelede, üzerimize düşen şey noksanlarınım bir an önce gidermek, ülkemizi çağın tek-nolojisinde adı anılır hale getirmektir.

'———-——'*-•• ^^•"»•B H«^CI                                                                •j ı.ı-


OKUMA PARÇASİ

Gazi Mustafa Kemal Paşa'mn İzmir Erkek Lisesizi Şereflendirmeleri ve \ Kimya Hakkındaki Sözleri (1926)

Gazi Mustafa Kemal Paşa'nm izmir'i şereflendirdikleri tarihten birkaç gün sonn, bir öğle sonu, derslerin bittiği ama henüz etüdün bağlamadığı bir sırada, müdür odastr [ nın tam karşısında olan bizim sınıfın dershanesinin kapısında bir kaynatma oldu ve [ içeriye bir kaç kişiyle birlikte Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yrdiğini gördük. Hemen j ayağa kalktık. Paşa^ "Günaydın çocuklar, diyerek bizleri seldmladı. Şimdi ikinci kez j Gazi Mustafa Kemal Paşa ile karşı karşıya idim. Gazi Paşa sınıfa göz gezdirirken kara j tahtada yazılı biryazıya gözleri takıldı. Yazı şu idi: "Dans la nature nen neşe peni, nen j ne crW. Bu yazı son dersimiz olan Fransızca dersînden kalmıştı. Fransızca hocamız bir};

Fransız'dı. Bîze ilgi çekici cümleler yazdınr ve ögretirdi. Hocamızdan yukandaki cümle- J nin Fransız kimyacısı Lavöısierye ait oldugunu ögrenmiştik. Gazi Paşa, ön sırada ben \:

oturduğum için bana tahtadaki yazıyı okuyupTüHcçeye çevirmem! emretti. Ben de yazı' yi yüksek sesle okudum ve "Tabiatta ne bir şey kaybolur^ ne de yoktan varolur diye sa­bahki Fransızca dersinden öğrendiğim şekilde Türkçe karşılığım söyledim. Gazi Paşa, i "Çok doğru** dedi ve kimin tarafından söylendiğim sordu. Ben de Lovoisier cevabım ver- j dim. ^Evetf kimyanın kurucusu olan Lavoisier tarafından söylenmiştir' buyurdu. Kimya j dersinde ne okudugumuzu sordu. Derse yeni başladıgımızı söyledik: Gazi Paşa "Kimya |;

zamammuda da çok önemlidir, ama gelecekte kişi ve toplum hayatmda çok daha önemli | bir yer alacafmdan şüphe yoktur. Bu itibarla kimyacılara ileride büyük görevler düşecek- J (ir. Buna göre kimya dersine çok kıymet verip çalışmalısınız" deyip basan dileyerek sınıf- \ tan aynldılar.

Büyük Önderin bu konuşması beni o kadar etkiledi ki, o konuşmanın tazeliği ha-f izamdan hiçbir zaman silinmedi.

(Prof. Dr. Ali Rıza BERKEM: Lavoisier - Lavoisier'e Kadar Kimya Tarihine Bir Bakış. istanbul, 1983, s.4)

68


OKUMA PARÇASİ

ATATÜRK DİYOR Ki;

"Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, basan için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir, ilim ve fennin difinda yol gösterici aramak, gaflet­tir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhfilannm gelişimim anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu ku­ralları, su kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir...11

"Ben, manevî miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Ben­den sonrakiler, bizim asmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar kar-Sisında, belki gayelere tamamen eremedigimizi, fakat asla ödün vermediğim!-zi, akıl ve ilmi rehber edindigimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerli­yor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğim iddia et­mek, aklın ve ilmin gelişimim inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yap­mak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benten sonra beni be­nimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akü ve ilmin rehberliyim kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar...n             ,,.-,, < r- -—^-

•»:( • ..;»',;   ^1??'- ^

GAZI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

* TÜBİTAK 'BÎLÎMve TEKNÎK''dergisi 318. sayıstndan alınmıştır.


Ogl/MA PARÇASİ '.^ ^^ ^

M/LLJ BİRLİK VE BERABERLİK

Bir yurdun en değerli varili yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geç h me ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur. Ulus varlığım V yurt erginliğim korumak için bütün yurttaşların canım ve her şeyim derhal A taya koymaya karar vermiş olmak, bir ulusun en yenilmez silahı ve komn zj vasüasıdır. Bu sebeple, Türk ulusumm idaresmde ve korunmasında uli $ birlik, ulusal duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz idealdir.      '

Yüksek ve inkılüpçı bir kültür seviyesîne varmak için, önümüzdeki yıl n da daha çok emek vereceğiz. Müsbet bilimlerin temellerim, dayanan, giL:

\sanatları sevenf, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde kabil ^ artmış veyükselmis^la^ erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek, ana siyasal zın açık dileğidir.

1935 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S.573)

Prof. Dr. UTKAN KOCATÜRK'ÜN "ATATÜRK'ÜN FÎKÎR VE SÜNCELERl19 adlı eserinden alınmıştır.


OKUMA PARÇASİ

DÖRT ELEMENT

İlk düşünür sayılan Milctos'lıı Tlıales (Talcs) (AO. 625-5^5) dogadaki her şe­yin tek bir ilk maddenin çeşitli görilnümlcr almasından kaynaklandığım ve bu ilk mad­denin SU oldugıınıı ilen sürdü. Thalcs'in ögrcncisi Anaksimenes (LÖ. 588-524) ilk maddenin HAVA oldngunıı ileri sürdü. "Bulun varolan nesneler havanın çeşitli sıkış­ma ve gevşeme dcrccelerine ginnesinden oluşmuşlardır" görüşünü savundu. Batı Anado­lulu bir başka düşünür olan Ephcsos (Efcs)Tı Heraklcitos (f.Ö 540-480) evrende değiş­meyen kalıcı ve sürekli hiçbir şeyin olmadığım, değişmeden kalan ve her şeyi yönelen fek yasanın Logos oldu^unu ve bunun da A TEŞ île özdeş oldugunu ileri sürdü. Gezi­ci bir ozan olan Ksenophanes (Ksenofanes) (t.Ö 569-477) ilk maddenin TOPRAK ol-dugıınu ve her şeyin bundan dirediğim söyledi. Empedokles (LÖ 492-432) bu düşünce­leri birleştirerek bütün varlıkların temelini SU, ATEŞ, HAVA ve TOPRAK adı verilen dört elementin oluşturdugunu, bu don elementin öncesiz ve sonrasız oldııgunu, çok kü­çük parçalardan oluşmuş olan bu elementlerin çeşitli matematiksel oranlarda kendi aralannda birleşmeleri sonucunda çeşitli nesnelerin on aya çıktığım ileri sürdü.

Elementlerin biricşme ve aynlması, bunları birleştinneye çalışan sevgi (çekme) ve ayırmaya çalışan nefret (ilme) kuvvctlerinin etkisiyle olur. Empedokles'in öğretisinde çağdaş kimyanın üç temel ilkesi ile karşılaşıyoruz: l) Elementlerin sınıriı bir çoğullu­ğu, 2) Bu elementlerin birbirieriyle bileşimler oluştunnalan ve 3) Bu bileşimlerde çeşit­li bileşme oranlanmn varlığı. Empedokles'in düşünceleri Leukippos (Lökîppos) ve onun öğrencisi Demokrüos (t.Ö. 460-370) tarafından ortaya konulan atom kuramına yol açtı.

Ünlü Yunanlı düşünür Platon (t.Ö.428/7-348/7) önemli olanın, elementlerin görünümleri ve girdikleri çeşitli kılıklar olmayıp elementlerin temel nitelikleri oldugu-nu ileri sürdü.

Platonun ögrcncisi Aristoteles (1.0. 384-322) yeni bir kuramı ortaya koydu. Ona göre, varilsin en alt biçimleri olan dört element (ateşi hava, su ve toprak) madde­nin temel nitelikleri olan SICAKLIK, NEMLlLlK ve KURULUK özelliklerinin çiftler biçiminde birbirleriyle birieşmeleri sonucu oluşııriar. Bir özelliğin yerine ötekinin geçme­siyle bir element başka bir elcmente dönüşebilir. Örneğin, yaş özelliği yerine kuru özel-liğînin geçmesiyle hava ateşe dönüşür.

Aristoteles'in temel olanın özellikler (nitelikler) olduğu yolundaki görüşü, ele­mentlerin dönüşümü (transmütasyon) düşüncesin! getirdi ve bu düşünce, değersiz metal­lerden altın yapmak için bütün ortaçağ boyunca elkimyacılannı ugraştırcü. Gerçek ele­ment kavramı XVIL yüzyılda İngiliz kimyacı Robert Böyle (1627-1691) tarafından or­taya konuldu. Modem kimya Boylehın element kavramı üzerine kuruldu.


KİMYA - 1

Okuma Palası

BİJjmin Eleştirel Özelliği

i^ '^•7 Bilim eleştiricidir. Bilim, ne denli akla uygun görünürse görünsün, her sav ya d" ' teori karşısmda, hatta bu sav veya teori yerleşmiş, herkesçe kabul edilmiş olsa bil eleştirici tutumu elden bırakmaz. Bilim bu tutumunu yalnız bilim dışı görüşlere karş değil, kendi içinde de sürdürür. Bilimde her teori veya görüş, olgular tarafındaı desteklendiği sürece "doğru" kabul edilir. Yeni bazı olguları açıklama gücün gösteremeyen ya da bazı gözlem verilerinin doğrulamadığı bir teori, er geç dah. önceki statüsüne bakılmaksızın eleştiriye tabi tutulur. Ya bilinen tüm olguları kap sayacak biçimde değiştirilir ya da buna olanak yoksa bir yana itilir, yerine dah< güçlü bir teori konmaya çalışılır.

Örneğin; Newton'un yerçekimi hipotezi 200 yıl boyunca bir doğa yasası olara* kabul edilmiştir. Ancak geçen yüzyılın sonlarına doğru bazı olguları açıklamad-yetersizliği görülünce, eleştiriye uğramış, daha sonra daha güçlü olan Einsteir (Aynştayn) teorisine yerini bırakmak zorunda kalmıştır. Bu gösterir ki bilimde hiçbiı "doğru" değişmez değildir.

Bilimin bu kendi kendini eleştirme özelliği ona kendini düzeltme olanağ vermiştir. Bilimde hiçbir hata veya yanlışa sapma sürekli olamaz. Gözlem verilerinir durmadan artması doğrulama sürecine süreklilik kazandırmakta, bu da hatalarır ayıklanmasıha, bilgilerimizin giderek daha güvenilir olmasına yol açmaktadır.

Kaynak: YILDIRIM/C., Bilim Felsefesi (s. 20. 21). Remzi Kitabevi, İstanbul 1991.


KİMYA - 1

Okuma Parçası

Bilimsel Düşünce

Bilimsel düşünme belli bir kafa disiplini gerektirir. Bu disiplini kazanmış bir kim­se her şeyden önce gerçeğe dönüktür, olaylara saygılıdır. Yargılarında tutarlı ve ih­tiyatlı olmasını bilir, olgulara dayanmayan ulu orta genellemelerden kaçınır. Akla ya da ortak duyuya ne kadar yakın görünürse görünsün hiçbir konuda ön yargılara, dogmatik inançlara saplanmaz. Bilimsel düşünme yeteneğin'! kazanmış bir kimse için düşüncenin hareket noktası olduğu gibi geçerlik ölçüşü de güvenilir gözlem ve­rileridir. Gözlem verilerine ters düşen ya da onları aşan her türlü iddia, teori veya genelleme, duygusal çekiciliği ne olursa olsun, şüphe konuşu olmak zorundadır. Herhangi bir çıkarım ya da savın geçerliği, olgulara uygunluk gösterdiği kadardır.

Bilimsel düşünme belli bir dünya görüşüne dayanır. Bu görüş rasyoneldir, her türlü mistik ve doğa ötesi görüşlerin karşısında yer alır. Doğada olup biten olayları, doğaüstü kuvvetlerin varlığım tasarlayarak değil, gene doğal olaylara başvurarak açıklamaya gider.

Son olarak bilimsel düşüncenin bir anlama, bir bulma ve doğrulama yöntemi ol-duğunu söylemeliyiz. İnsanlık uzun geçmişinde, aynı amaçlar için ba^ka yolları da denemiştir. Mitoloji ve metafizik gibi bilim dışı yollar, evreni anlama çabaları arasın-da sayılabilir. Fakat bu çabaların hiçbiri başarılı olmamıştır. Bilimsel yöntemin sağ­ladığı güvenilir bilgiye, olguları açıklama gücüne erişememiştir.

Kaynak : YILDIRIM. C.. Bilim Felsefesi (s. 16). Remzi Kitabevi. İstanbul 1991.


^>

, /^Wfc  y^r - ^t^Y/9'1

KOLUM tMADOe VE ÖZELLİKLERİ

OKUMA PARÇASİ

MÜMİN İNSAN HAYATINDAKİ YERİ ve ÖNEMİ

insanoğlu çağlar boyunca çeşitli ihtiyaçlarım daha kolay yollardan temi edebilmek, karşılaştığı güçlüklerden kolaylıkla kurtulabilmek ve bütün bunla nn sonucu olarak da güven içinde mutlu bir hayat sürdürebilmek için bilim' yönelmiştir, Bilime ve bilim adamma gereken önemi veren milletler kalkınmı ve refaha ulaşmış, önem vermeyen milletler ise geri kalmıştır.

Bilimin, kişiler üzerinde bilimsel düşünmeyi yerleştirmek gibi önemli bir et kişi de vardır. Bilimsel düşünme, insanların olaylar karşısmda peşin hükümler­den kurtulmasını ve objektif olmasını sağlar. Bu düşünce, insanı faydalı olacakı çalışmaya yöneltir,

Bilimin ürünü olan teknolojik araçlar insan hayatinin birer parçası h&line gel­miştir. Evimizdeki otomatik ütüler, telefonlar, çamaşır makineleri televizyonlar, bilgisayarlar bilim ve teknolojinin Ürünü olarak insanların hizmetindedir.

Asnmızda, bilim ve teknoloji geçmiş asırlara göre çok ilerlemiştir, insanoğ­lu uzayın derinliklerine dev teleskoplarla bakabilmektedir. Cezegenlere uydu­lar gönderebilmektedir. Geçmişin uzaklık kavramı değişm4tir. Elektron mik­roskoptan ile hücre ye maddenin yapışı incelenebilmektedir. Gelişen bilim ve teknoloji insanın hem k^ndisini, hem de tabiatı daha iyi anlamasına yardımcı olur. Bilim ve teknolojinin, insanlığın hizmedne sunduğu Ürünler insanlığa, daha iyi bir hayat tarzı ve daha iyi bir yaşama ortamı sağlamaktadır.

Bilim her alanda ilerlemenin gerçek rehberidir. Bilim ve teknolojide ileri olmak, her türlü mücadelede başarılı olmanın temel şartıdır. Bilimin bu önemi-ni Atatürk, "Memleketi ve milleti kurtarmaya çalışanların, aynı zamanda mes-leklennde birer namuslu uzman ve birer bilim adamı olmaları lazımdır. Ancak bu şekilde, her türlü teşebbüsün mantıkf sonuçlara ulaşması mümkün olur/1 sözleriyle ortaya koymuştur

(Sadeleştirilmiştir) Atatürkçülük (Üçüncü Kitap), MillF Eğitim Basım Evi, tstanbul, 1984


<!OLl./M.1 • l;U:MLNTU:R VE HfLF^lKLER

OKUMA PARÇASİ

ATATÜRK VE BİLİM        •

Atatürk, bilimin insan yaşamındaki önemli yerini Kurtuluş Savaşı'mızın sona ermesi sıralarında başlayarak hemen her vesile ile tekrarlamış, vurgula­mıştır. 22 Ekim 1922'de, Bursa'da yaptığı bir konuşhıada Atatürk, Türkçesi biraz sadeleştirilmiş şekliyle şöyle demiştir:

"Yurdumuzun en bayındır, en göz alıcı, en güzel yerlerim üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sırrı nedir, bilir misiniz? Orduların sevk ve idaresinde bilim ve fen ilkelerinin kı­lavuz edinilmesindedir. Milletimizin siyasî ve içtimaî hayatı ile ulusu-muzun düşünümsel eğitiminde de yol göstericimiz bilim ve fen ola­caktır. Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomist, Türk şiiri ile edebiyatı okul sayesinde ve okulunun vereceği bilim ve fen sayesinde bütün olağanüstü incelikleri ve güzellikleriyle oluşup gelişecektir."

Aynı yılın 27 Ekim günü de yine Bursa'da Atatürk şunları söylüyor:

"Hiç bir mantıkî kanıta dayanmaksızın birtakım geleneklere ve inançlara bağlı kalmakta ısrar eden milletlerin gelişmesi çok güç olur ve belki de hiç gerçekleşmez. Gelişim yolunda bağları koparamayan ve engelleri aşamayan uluslar akla uygun düşen ve gereksemelere ayak uydurabilen bir zihniyetle hayata bakamazlar. Bunlar engin hayat felsefelerine sahip başka milletlerin egemenliği altına girip on­ların tutsağı olmaktan kurtulamazlar."

30 Ağustos 1924 günü Atatürk Dumlupınar'da yaptığı konuşmada da şöyle diyor:

"Yaşamanın şartı uygarlık yolunda yürümek ve başarıya ulaşmak­tır. Bu yol üzcrinde ilerlemeyi değil de geriye bağlılığı benimseyenler, böyle bir bilgisizlik ve gaflette bulunanlar, evrensel uygarlığın coşup gelen seli altında bir gün boğulmaya mahkumdurlar."

Ord. Prof. Aydın SAYILI, Atatürkçülük (İkinci Kitap), Millî Eğitim Basım Evi, İstanbul, 1988


'MADDE VE ÖZELLİKLERİ

KİMYA BILIMININ RUHU

Çevremizde yer alan hemen tüm nesneler kimyasal maddelerden, kimyasal elementle­rin çok çeşitli birleşimlerinden oluşur.

Yeryüzündeki maddelerin yalnızca önemsiz bir kısmı saf halde bulunur. Bunlar; soy gazlar, platin metalleri, çeşitli biçimlerde karbondur, hepsi de bu kadardır.

Büyük bir olasılıkla sonuçta gezegenimizi oluşturan toz kümesi, çok uzun süre önce yalnızca 100 kadar kimyasal elementin atomlanndan oluşmaktaydı. Yüzlerce, binlerce, mil­yonlarca yıl geçti. Koşullar değişti. Atomlar birbirleriyle tepkimeye girdiler. Doğanın dev laboratuvan çalışmaya başladı. Uzun evrimi süresince "kimyacı doğa" en basit su molekü-lünden sonsuz karmaşık proteinlere kadar her türlü maddeyi hazırlamayı öğrendi.

Dünya'nın ve onun üstündeki yaşamın evrimi, büyük ölçüde kimya yoluyla olmuştur.

Kimyasal maddelerin çok çeşitliliği, varlığım kimyasal tepkimelere borçludur. Onlar, kimya biliminin gerçek ruhudur ve temel konusudur. Yeryüzünde söz gelimi, yalnızca bir saniyede oluşan kimyasal tepkimelerin yaklaşık sayışım bile hesaplamak olası değildir.

Örneğin; bir kimse "saniye" sözcüğünü söylerken beyninde pek çok kimyasal işlem olmalıdır. Konuşur, düşünür, eğlenir ya da üzülürüz; bütün bu eylemlerin arkasında milyon­larca kimyasal tepkime vardır. Bu tepkimeleri asla göremeyiz, ama her gün, tümüyle gelişi­güzel, durup düşünmeden gözlemlediğimiz birçok kimyasal tepkime de vardır.

... Bir bardak demli caya bir dilim limon koyarız ve çaym rengi açılır. Kibriti çaktığımızda bir tahta parçası alev alev yanar ve kömüre dönüşür.

Bunların tümü kimyasal tepkimedir.

Ateş yakmayı öğrenen ilkel adam, dünyadaki ilk kimyacıydı. Şans eseri ilk kimyasal tepkimeyi, yanmayı oluşturdu ve bu tepkime, tüm insanlık tarihinin en gerekli, en önemli tepkimesiydi. Atalarımızın soğuk günlerde mağaralarım ısıtmalarım sağladı. Günümüzde tonlarca ağırlıkta roketlerin uzaya fırlatılma yolunu açtı. insanlığa ateşi sunan Prometheus efsanesi aynı zamanda ilk kimyasal tepkimenin de efsanesidir.

Basit ya da karmaşık maddeler birbiriyle etkileşirken genellikle kendilerim tanımamı-za izin verirler.

Bir çinko parçasını sülfürik asit çözeltisine atın. Hızla gaz kabarcıkları çıkmaya başlar ve bir süre sonra metal yok olur. Çinko asitte çözünür, hidrojen açığa çıkar. Olayın nasıl ger­çekleştiğin! kendiniz görebilirsiniz.

Ya da bir parça kükürdü tutuşturun. Mavimsi bir alevle yanar. Kükürdün oksijenle bir-leşmesinde oluşan kükürt dioksidin boğucu kokusunu duyabilirsiniz.


\^MADDE VE ÖZELÜKLE^^

Beyaz bir toz halindeki susuz bakır sülfatı (CuS04) ıslatın, anîden maviye döner. Tuz suyla birleşerek mavi göz taşı kristallerim oluşturur (CuS04; 5H2Ö). Bu tür maddelere sulu kristaller adı verilir.                        v;"                  ..--'

Kireç söndürmenin ne olduğunu biliyor musunuz? Sönmemiş kirece su dökülür ye so­nuç sönmüş kireçtir [CatOH)^]. Madde rengini değiştirmediği halde, tepkimenin oluştuğu kolaylıkla görülebilir. Çünkü kireç söndürülürken çok miktarda ısı açığa çıkar.

Tüm kimyasal tepkimelerin birincil ve değişmez koşulu, ısı enerjisinin salıverilmesi ya da soğrulması ile bir arada yürümeleridir. Bazen o kadar çok ısı açığa çıkar ki kolaylıkla fark edilebilir. Açığa çıkan ısı miktarı küçükse özel Ölçme yöntemleri kullanılır. ^ '1\ ^ '

Kaynak: Vlaşovt.;Trifonov D. 107 Kimya Öyküsü'nden alınmıştır (s^M, 90). ' TübitakYaymlanî Ankara'1996

'<.''..' ^*f} î^»*.. -J' i ..

^^n.   r (" ._./».. ^^ •> ••,)> . ^,^

•^:;1 "•''/ " '^.i'ıt.   -;•;;. ^w •no*'1 f:a

•\   •••  .' •'r   . ^:1 ••< ../'•

. yJ'.JW'M^f .r.-'i.^»,'.^

':;> -   '/h'^-fy' ''\ •.,} ^"r 'ı r.'

'       •      : ,•':;     ;'   • •^•1^ ^' ;'.'

KÎMYA1-


BÎLlMlN İNSAN HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

Elektriği olmayan bir ev düşünebilir misiniz? Karanlık bastığı zaman elektrik düğmesine dokunarak odanızı aydınlatırsınız.

insanlar, bugünkü rahat ve konforlu yaşama seviyseine bilim saycsindc ulaşmışlardır. Bu, bilim adamlannın üst üste eklenen uğraş ve çabaları ile elde ettikleri buluşlar, keşifler ve icatlarla gerçekleşmiştir. Atatürk: "Bütün ilim ve fen adamlannın, her hususta çalışmayı bir namus bilmesi gerekir" derken bilim adamlannın bitmez tükenmez çabalanna parmak basmıştır.

ilk ve Orta çağda salgın hastalıklar bir şehirde binler, hatta onbinlcrcc insanın ölümüne yol açabiliyordu. Bilimin gelişmesi ile günümüz tıbbı bir-~ çok hastalığın sebebini ve tedavi çaresini bulmuştur. Böylelikle insanlar da­ha sağhkh ve daha uzun yaşar olmuşlardır. Ortalama ömür XIV. yüzyılda 15 yıl. XVII. yüzyılda 30 yıl iken. günümüzün gelişmiş ülkelerinde 70 yılı aşmıştır.

150 yıl öncesine kadar bilinmeyen makinelerle yeni fabrikalar çalışmak­tadır. Bu fabrikalar türlü motorlar, taşıt araçları, tarım makineleri, buz do­labı, çamaşır makinesi gibi ev gereçleri, türlü mutfak eşyası, türlü kumaş­lar, boyalar, margarinler, ilaçlar, sabunlar, deterjanlar, türlü alaşımlar, plastik eşya. radyolar, telefonlar, televizyonlar, bilgisayarlar üretmektedir­ler. Bu üretimin çeşitleri saymakla bitmez. Bunlar, insanların daha rahat ve daha konforlu çalışması ve yaşaması için yardımcı olmuşlardır.

Günümüzde ulaşım çok kolaylaşmıştır. Trenler, otobüslerle insanlar, kamyonlarla besinler, türlü tüketim malları çok kısa zamanda bir yerden başka bir yere taşınmaktadır. Atla, arabayla eskiden üç ayda gidilen ycre uçaklarla bir iki saatte vanlmaktadır. Dünya küçülmüştür. Dünyayı küçül­ten başka sebepler de vardır. Bunlar, telgraf, telefon, telefax. radyo ve tele­vizyon gibi haberleşme araçlandır. özellikle yapay uydular aracılığı ile ha­berleşme ağı bütün dünyayı saracak biçimde gelişmiştir. Dünyanın uzak bir köşesinde gelişen bilimsel, tabiî, ekonomik veya sosyal olayları anında öğ­renmekteyiz.

Bilim ve teknoloji aynı zamanda akılcılığın da temeli olmuştur. Bilim, insanoğlunun çağlar boyunca öğrenip edindiği bilgilerin doğrulanmış ve düzenlenmiş biçimidir. Teknoloji ise bilimin getirdiklerinin uygulanış bi­çimi olmuştur. Akıl ve bilim karşılıklı etkiler yapmaktadır. Günümüzde hiç -kimse hastalığın cinlerden, perilerden geldiğine inanmaz. Hastalanınca üfü-rükçüye^ıdecejc yerde, doktora koşar. Ay veya Güneş tutulunca korkmaz. Çünkü bilim bunlann sebeplerim açıklamıştır.

Bilim, insana bilimsel metodu öğreterek akılcı düşünme imkanım da ver­miştir. Böylece 13 sayısımn uğursuzluğu veya ayna kınlmasmm kötülük habercisi olduğu gibi batıl; yani boş ve temelsiz inanışlardan insanın kür-tuhnasma yardımcı olmuştur.

Prof. Dr. N. Baç


KlMYA 1

AKILCI DÜŞÜNCE

Atatürk "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." demiştir. Mürşit, «doğru yo­lu gösteren» demektir. Atatürk, bu sözü ile insanlar ve milletler için en doğru yolun, ilmin gösterdiği yol olduğunu vurgulamak istemiştir. Bu yol, aynı zamanda, Atatürkçü düşünce sisteminin de yoludur. Bu düşünce siste­mi, akla, mantığa ve ilme dayanan dinamik, ileri ve atılımcı bir sistemdir. Burada batıl, yani temelsiz ve çürük inanışlara, ön yargılara ve dogmalara yer yoktur. Dogmalar, her türlü eleştirinin dışında tutulan, gözü kapalı ola-rak kabul edilen, katı ve değişmez inanışlar demektir.

insanlar binlerce yıl batıl inanışların ve dogmaların esiri olmuştur» Buntara karşı çıkanlara da hoşgörüsüz davranmışlardır. Örnek olarak, Dünya'nm Güneş çevresinde döndüğünü öne süren Galile'yi bu düşüncesin-den ötürü ceza ile tehdit etmişlerdir. Eski çağlarda insanlar, büyücülere, üfürükçülere ve gelecekten haber verdikleri iddiasında olan kahinlere gü­venmişler; onların kendilerine doğru yolu gösterdiklerine inanmışlardır. Zaman geçmiş, Avrupa'da Tann'dan güç aldığım söyleyen krallar ortaya çıkmıştır. Bu sefer onlar insanlara, bizim gösterdiğimiz yol en doğru yol­dur, demişlerdir. Bunlar, insanları yönlendirmişler ve yönetmişlerdir. Son­ra bazı düşünürler çıkmış; insanları mutlu eden doğru yolun komünizm ol­duğunu iddia etmişlerdir. Başkaları ise insanlara faşizm yolunu göstermiş­lerdir. Komünizm, insanlara birer üretim makinesi gözü ile bakan, insana değer vermeyen bir düşünüş şekli, bir ideolojidir. Faşizm, ise, doğru yolun devleti yöneten kişiye kayıtsız şartsız itaat olduğunu öne sürer. Her şey devletin başındaki yöneticinin elindedir, insan ise devletin gücüne kurban edilmiştir. Bu da başka bir dogmadır.

Akılcı ve bilimsel düşüncede böyle dogmalara yer yoktur. Zaten ilim, insan aklının ve insan zekasının ürünüdür. Atatürk: «Her işin başı insan­dır, insan zek^sıJır» demiştir. Bu yolda insanın iki önemli yardımcısı var­dır. Birincisi bilimsel metot, yani bilimsel düşünme şeklidir. Bu düşünme şekli saplantısız, ufku açık bir düşünme şeklidir. Bu ise, olayların sebep­lerim araştıran, deliller, veriler toplayan, bunlara dayanarak hüküm veren akılcı bir davranış biçimidir, ikinci yardımcı ise ilmin binlerce yıl boyunca toplayıp getirdiği bilgilerdir. Bu bilgiler, tabiat ve toplum olaylarının altın­da yatan gerçekleri, kuralları, prensip ve kanunları açıklar, insanın akıl ve bilim yolunda ilerleyişinde. bilgiler itici güç olur.

M. Baç 168


F/L V^Y. ^ Y/) ' i

KİMYA 1


akılcılığın GERÇEKÇİLİK VE YAPICILIKLA ilişkisi

Akılcılık, çevresinde var olan şeyleri ve gelişen olayları akıl ve mantık süzgecinden geçirerek yorumlayan, kabul veya reddeden bir düşünce şekli­dir. Akılcı düşünce, bilimsel metodu uygular ve sebep, sonuç ilişkisine göre hüküm .verir. Bu düşünce şeklinde saplantılara, dogmalara, yani eleştirisiz, gözü kapalı kabul edilen, katı inanışlara yer yoktur. Akılcılık, denenebilen, gözlenebilen ve sınanabilen gerçeklere dayanır. Gerçekler ve gerçekçilik, akılcılığın ayrılmaz parçalarıdır.

Gerçekçilik, bilinçten bağımsız şeylerin ve olayların da var olduğunu kabul eder. Buna göre teori ve düşünceler, ancak var olan şeyleri gösterdiği ve bunlarla sınanabildiği ölçüde gerçekçi ve akılcıdır.

Her- gerçeği algılayamıyoruz. örnek olarak, ışık hızının saniyede 300.000 km olduğunu veya mezonların nükleonlar arasında ışık hızı ile ge­lip gittiklerim algılamanuz mümkün değildir. Ama, akıl bu gerçeklerin var­lığım da ispatlamıştır. Görülüyor ki. akılcılık ile gerçekçilik iç içedir.

Yapıcılık ise. akılcılık ve gerçekçiliğin ortak ürünüdür. Yapıcı insan gerçeği, doğruyu gören ve gösteren insandır. Böyle bir insan, akıl ve mantı­ğın gösterdiği doğruyu yapar ve yaptırır.

Atatürk,- hem akılcı, hem gerçekçi, hem de yapıcıdır. Akılcılığı ile «Ha­yatta en hakiki mürşit, ilimdir, fendir.» demiştir, öte yandan gençlere verdiği, «Almakta olduğunuz terbiye ve bilgi ile insanlık meziyetmin, vatan sevgisinin ve fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü siz olacaksı­nız.» öğüdü ile gerçekçidir. Yine gençlere söylediği: «Ey yükselen yeni ne­sil, gelecek sizsiniz! Cumhuriyeti biz kurduk, onu siz yükseltecek ve de­vam ettireceksiniz.» sözleri ile yapıcıdır.

Prof. Dr. N. Baç

216


Anne ve babanız, siz.e karşı sorumludur. Onlar sorumluluklarım nasıl yerine getirirler? Sizi beslerler, giydirirler, hastalandığınız zaman gereken bakımı yaparlar. Yine, anne va babamı sizin iyi bir insan olarak yetişme-niz ve geleceginizin güven altına alınması için okula gönderirler. Okulda başarılı olmamdı isterler. Anne ve babalarımzın bu yaptıkları akılcıdır ve

mantıklıdır.                                              /.'\ .

Sizin sorumluluklarınız nelerdir? Bunların basında sağlıklı olarak ge-lişmenize dikkat etmeniz ve okulda başarı sağlamanız gelir. Bu sorumluluk-larınızı başarı île yerine getirmek için tutacağınız yol, akılcı olmalıdır, Beslenmenize, vücut sağlığınıza dikkat etmelisiniz. Spor yapmalı, sigara iç­mek gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmalısınız. Başarı ile sınıfınız geçmek için dersleriniz^ çalışmalısınız^

Atatürk, sorumlulugunu akılcılıkla birleştiren ender insanlardandır Yurdu düşmandan temizledikten sonra, milletim daha uygar, daha güçlü ve daha mutlu kılmanın sorumlulugunu her zaman içinde duymuştur. Bunur^ için Cumhuriyetin ilanından sonra birbirini izleyen birçok reform yapmış­tır. Bu refomlar Türk insaninin, Türk milletinin ilerleyişim köstekleyen un­surları temizlemek amacım gütmüştür.           »      ^ ~ ~^

Atatürk, refomları yaparken, akıl, mantık ve bilimi kendine rehber al mistir. Yükselmenin tek yolunun akıl ve bilim yolu oldugunu görmüş; bum milletine de göstermiştir. Cumhuriyetin Onuncu Yılım Kutlama Nutku'ndc söylediği ^Türk milletinin yürümekte olduğu ileriye gitme ve medeniye ufkunda elinde tuttuğu mes'ale müspet ilimdir.» sözleri bunun örneğidir.

Atatürk, milletçe yükselme ve ileri gitmede okulların önemim şu sözler le belirtmiştir:

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen-say esinde, Türk ilim vı sanatı, Türk ekonomist, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleri ile geli

şir.

Bu sözler hem akılcılığın hem de sorumluluğun ifadesidir.


BtLÎMÎN İNSAN HAYATINDAKİ YERl VE ÖNEMt

Bilim, insanoğlunun, çağlar boyu edindiği bilgilerin düzen lenerek, sımflamp doğrulanması ile ortaya çıkmıştır. Teknolo ji bu bilgilerin uygulama alanlarına geçirilmesi anlamına gel mektedir. insanlar çağımızdaki rahat, sağlıklı, konforlu yasa ma biçimine ancak bilim ve teknoloji sayesinde ulaşmışlardn Bilim ve teknolojik gelişmeler olmasa insanlık taş çağındaı öteye geçemezdi.

Birçok bilim ve teknoloji alanı arasında etkileşme ve ortal çalışma gerçekleşmektedir. Örnek olarak, bazı insanlar an cak kalplerine takılan pillerle yaşayabilmektedir. Bu tıp il< elektroniğin dayanışması ile olmuştur, insanların uzay a gide;

bilmeleri ancak fizik, kimya ve tıp dallarının karşılıklı yar dımlaşması ile mümkün olmuştur.

XV. yüzyılda ortalama ömür 15 yıl kadardı. Çağımızda iler ülkelerde insanlar ortalama 70-75 yıl yaşayabilmektedir. Bunı ,daha iyi beslenme, bakım ile türlü ilaçlara borçluyuz. Buradc beslenme tnlimi» tıp, ^mya, eczacılık bilimleri birbirine yar­dımcı olmaktadır. Başınız ağrıyınca aldığınız aspirin de tıp ve kimya bilimlerinin ortak çalışmasının sonucudur.

Demir ve çelik endüstrisinin belkemiği, bakır ve alüminyum ise sinir sistemi gibidir. Bunlar kimya dalı olan metalürji bili­mi ve teknolojisinin ürünleridir. Kimya bilimi biyolojiyi des-tekleyerek vitaminlerin, hormonların, lipidlerin hatta RNA ve DNA gibi çekirdek asitlerinin yapışım aydınlatmayı başar­mıştır.

N.Baç

152


l- OKUMA'PARS^S®®!^

j   ________________..       ____.   •   •   .   ••/.-':;;-••:*)•:'•'•••'../^•'^r'^i:'' ^

AKILCI ve BİLİMSEL DAVRANIŞIN ÖNUMt

Bilim aklın eseridir, insanoğlunun çağlar boyu edindiği bil­gilerin doğrulamp düzenlenmesi ile bilim oluşmuştur. Bu ba­kımdan aklın yolu bilim yoludur. Bu bizleri bilimsel düşünme-ye yöneltir. Atatürk "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" derken bunu belirtmiştir. Mürşit, yol gösterici anlamına gelir. Eğer bilimin yolundan yürürsek, ön yargılardan batıl yani boş inanışlardan kurtuluruz.

Ay tutulması sizi korkutur mu?. Eski çağlarda insanlar bu ta­biat olayından çok korkarlardı. Belki bu gün de korkanlar var­dır. Halbuki bilim bunun nedenini çok güzel açıklamıştır. O halde Ay tutulması korkulacak bir tabiat olayı değildir.

Akıl ilc bilim arasında iki yönlü bir etkileşim vardır; Bilim bize duyduklarımıza, gördüklerimize akıl yolu ile yaklaşmayı öğretir. Bu ise her olayı incelemek, araştırmak, bilgilerimizle karşılaştırmak ve akıl - mantık yolu ile sonuca ulaşmak yönte­midir.

Bilim ile birlikte akılcı düşünme, bizlerin, 13 sayısının uğursuz olduğu, ayna kınlmasının kötü bir haber olacağı gibi batıl, yani temelsiz ve boş inanışlardan kurtulmamıza yardım­cı olmuştur. Hastalanınca üfürükçüye mi yoksa doktora mı gi­deriz? Aklım kullanan insan, hastalanınca doktora gider; onun salık verdiği ilaçları alır ve öğütlerine uyar.

Prof. Dr. N. Baç

93


ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE akılcılığın YERİ

Akılcılık hem Atatürkçü düşünce sisteminin temel ilke ve dayanakların-dan biridir; hem de bütün Atatürk Ukelerinin doğru yorumlamp değerlendi-rilmesinde göz önünde tutulması gerekli bir yöntemdir.

^v

Birçok düşünür ve yazar, Atatürk'ün Türkiye'de gerçekleştirdiği inkılabın, bir bakıma, tarihin başka inkıldplarmdan daha geniş kapsamlı olduğuna dikkati çekmişlerdir. Çünkü bu inkılap, yalnız siyasî, ve hukukî yapı ile ilgili değildir î "düşünce yöntemif'y le "bilim felsefesiyle ilgili yönleri de vardır. Çağdaşlaşmak için Batı'nın imal ettiği birtakım alet ve araçları ithal etmenin, hatta bunların bir kısmım imal edebilmenin yetme­yeceğim bilen Atatürk, m'dletine akılcı ve bilimci bir yaklaşım kazandır­mağa çalışmıştır.

Ünlü tarihçi A. Toynl ee, Türk İnkıldbından sö^ ederken} BatTdünya-sında Rönesans'ın, Re f or nosyon'un XVI. yüzyılla XVIII. yüzyıl arasında gerçekleşen büyük Düşüt ce İnkılabınm, Fransız I nkıldbının, nihayet Sa­nayi Inkıldbımn getirdiği bütün büyük değişmelerin Atatürk Türkiy esinde, adeta bir insan ömrüne s gdırıldığını belirtmekte haklıdır.

Atatürk, Türkiye'ye ç ğlar atlatarak, milletim "akıl ve aydınlanma19 çakının nimetlerinden : ırarlandırmağa çalışmıştır. "Nakil" çağından "akıl ve aydınlanma" ça^ına girmek demek, sadece geçmişte söylenenleri nakletmekle yetinmek yerme, aklım kullanarak gerçeği aramak ve öğren­mek, çağdaş bilimin bütün imkdnlarından yararlanmak demektir. (*)

(*) Prof. Dr. Turhan feyzîoğlu. Atatürk ilkeleri ve Ink'löp Tarihi - IV. —. s. 70-72, 7957 Kısaltılarak alınmıştır.

51


BÖLÜM 2                                                             MADDENİN AYRILMAS.

OKUMA, PARÇASİ

-^-^^.^^.^•^ .ATATÜRKÇÜLÜK    . ,,:^, ^ :,

Türk millctinin içinde bulunduğu şartlara paralel olarak onaya çıkan Atatüricçülüğü şöyle tanımlayabiliriz: Amacı Türkiye'yi çağdaş medeniyet seviycsinc çıkartmak olan ve Atatürk tarafından ortaya konan ilk»? ve inkıiaplara Atatürkçülük denir.

Atatüıkçülüğü oluşturan ilke ve inkılaplar ise şöyle sıralanabilir

ilkeler:. Cumhuriyetçilik. milliyetçilik, ISiklik. halkçılık, inkılfipçılık ye devletçilik.    ^

Cumhuriyetçilikten bugün demokrasiyi anlıyoruz. Halkın hür iradesîytc'yaşayabilmesi ve kendisini yönetecek kişileri seçebilmcsi bu ilkenin en önemli özelliğidir.

Milliyetçilik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve "Ben Türküm" diyen herkesi Türk' kabul etme prcnsibine dayanır. Atatürk'ün milliyetçilik anlayışında Türk ve Türklük gururla cle alınır, ancak hiç bir millet küçük görülmez.

Laiklikte din ve vicdan özgürlüğünün yanında, din ilc devlet işlcrinin birbirinden aynlması söz konusudur. Bu anlayışa göre Al­lah iîe kul arasına kimse giremez.   \^-,

Halkçılık ilkesinde, devletin, ülkedeki meslek ve toplumsal grup­ları maddî ve manevî olarak dcstcklcmcsi en önemli niteliktir. Örneğin, devletin doğal afetler sonucu zarara uğrayanları çeşitli şekillerde destcklcmcsi halkçılığın bir sonucudur. Bunun yanında ferdin de dcvlcte karşı bilinen görevleri yapması bu ilkenin kap-samına girer.

Devletçilik ilkesinde; özel sektörün ekonomik faaliyetlerde bulun-ması, onun yapamadıklarım devletin halkın ihtiyaçlarım düşünerck yerine getirmesi temel özelliktir.

.. ; .InkılSpçılık ilkesi ise. ISiklik ve demokrasi temel olmak şartıyla günün değişen şanları karşısında ülkede her türlü değişimi yapabil­mektir. ,.;, ,                            .

Atatürkçülüğü oluşturan inkılSplann en önemlileri ise: Hil&fetin kaldınlması. Tcvhid-i, Tedrisat kanunu. Harf înkılSbı. Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkının tanınması.


^^ y/fr. ^/v 6^c^- ±

160 BÖLOM3                                            ELEMENTLER VE BlLEŞlKLEi

İFg»ggggggWg^W^^gg^Wg^P»g»WW^^^^g^^^^^^^^^^^gWg^^^^^^^^»^^

GÜNÜMÜZDE ATATÜRKÇÜLÜKTEN NE ANLAMALIYIZ?

Atatürkçülüğün amacı Türkiye'yi çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak olduğuna göre. Atatürkçülükten ilk anlaşılacak şey bu­dur.

B,u amaca başmak için Atatüık tarafından çeşitli ilke ve inkılaplar ^ ortaya konmuştur: Bu inkılapların günümüz iç ve dış gelişmeleri karşısında çok iyi değerlcndirilmesi ve anlaşılması gerekmektedir.

Atatüricçülük hem devlcte ve hem de vatandaşa bir takım görevler yüklemiştir. Bu görevler karşılıklı olarak gerçekleştirildiği taktirde Atatürkçülüğün amacı gerçekleşmiş olacaktır, örneğin; Devlet vatan­daşın huzurunu sağlamak, ona iş bulmak gibi görevleri yerine getir­mek zorunda iken fert de vergi vermek, kanunlara uymak zorun­dadır. Bunun yanında günümüzde Atatürkçülükten anladıklanmızı şöyle sıralayabiliriz:

Devletin ekonomide özel sektörün varlığım demokrasinin bir gereği sayması,

Yurtta sulh. cihanda sulh prcnsibinin yanında savaşın son çarc olarak değeriendirilmesi,    ^

Demokrasinin Türk insaninin yaşam tarzı olduğunun ve olması gercktiğinin bilinmesi,

Çalışmanın ve vatanseverliğin basanda en önemli şart olduğunun kabul edilmesi.

( ') Ülke çıkarıcının her türlü çıkarın üstünde olduğunun bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi. :;*   '^ ! ;  « , , ^•; ; ;

r Günümüz olaylarım akıl süzgecinden» geçirmek, bilimin. ışığından faydalanarak değerlendirmek Atatürkçülüğün en önemli özelliğidir. Atatürk, bizlerc emanet olarak bıraktığı Türkiye Cumhu--riyeti'nde "akıl ve bilimin** rehber olarak alınmasını istemiştir. Atatürk, karşılaşılan olayları şartlara göre değerlendirmeyi, zamanla­ma hatası yapmamayı hayatı boyunca vazgeçilmez bir kural olarak benimsemiştir. Günümüzde de iç ve dış olaylarda aynı prensip gözctilmelidir.

'   Kısacası günümüzde Atatürkçülükten akıl ve bilimin rchbcr-liğinde. eldcki maddî ve manevî gücü dikkate alarak hareket etme anlaşılmaktadır. Hedef olarak Atatürkçülüğün bizi daha gelişmiş, çağdaş ve millî değcrierc saygılı gönnck istediğim unutmamalıyız.